Limon Sıkacağı ile Ceviz Kırmak

İndirim marketleri, kampanyalarını, stratejilerini uzun zamandan beri yakından takip ediyorum. Ülke gerçeklerine ışık tutan birer laboratuar gibiler benim için. Geçenlerde A101’de satılan kabuklu cevizin fiyatında bir indirim yapmışlardı. Her zamanki gibi yine menşeini kontrol ettim bu cevizlerde ABD den ithal olarak geliyordu oysaki ülkemizde cevizin yetişmediği toprak neredeyse yok hatta çoğu girişimci ceviz ağacı ekip kısa yoldan zengin olma hayalinde gerçi cevizde bu kısa yol biraz uzun ama o başka yazıların konusu. Geçtim hightech ürünleri, makineleri, hammaddeleri maalesef ülkemizde yetişse dahi bir çok tarım ürününü ithal almamız canımı sıkmıyor değil. Normalde ABD menşeli ceviz almam genelde köyden, köylülerden, eşten, dosttan ceviz alırım. Ama raflarda 30-35 TL bandında değişen fiyat o gün belki şubeye özel 26 TL ye düşünce bir yarım kilo ceviz alayım dedim.

Genelde sabah kalktığımda bir ceviz ve birkaç üzüm atarım ağzıma kahvaltıdan önce. O akşam nedense canım ceviz istedi, normalde iki cevizi birbirine kırdırarak işimi görüyorum ancak bu sefer arada gerçekten çetin cevizler çıktı. Allahtan mutfak çekmecelerinin birinde daha önce aldığımız ceviz kırıcımız vardı. Onu almak için yöneldiğimde bu sefer yanında sonradan aldığımız limon sıkacağını gördüm. İkisi de metal alaşım, döküm sağlam gereçlerdi. O an limon sıkacağı renginden midir ? Şeklinden midir bilemiyorum bana daha sıcak geldi ve elime onu alıp onunla cevizleri kırmayı denedim.

O da ne limon sıkmak için tasarlanan, düşünülen alet ceviz kıracağından çok daha efektif bir şekilde ceviz kırıyordu. Hem daha az güç harcayarak cevizleri kırıyordum hem de cevizlerin formu bozulmuyor, un ufak olmuyorlardı.

Aslında her alet, her araç bir anlamda bir kafesteydi, kendisini düşünen ,tasarlayan, üretenlerin çizdiği sınırlar içerisinde kalmaya mahkum gibiydi duruşları belki de varoluş amaçlarına uygun yaşadıkları için mutluydular. Belki de kendi sınırlarını aşamadıkları için derin bir hüzün içerisindeydiler. Belki de onları tasarlayan aslında hiç olmak istemedikleri bi kalıba onları koymuş, onlara hiç de anlamlı gelmeyen görevler vermişti. 

Sonra düşündüm insan olarak biz bu eşyaların ruhuna bu kadar saygı duyup riayet ederken acaba kendi ruhumuza uygun davranmaya ne kadar riayet ediyorduk ? Elimizin altında, kafamızın içinde işimizi kolaylaştıracak, bize yeni ufuklar açacak, hayatı bambaşka bir boyutta yaşatacak ne aletler, ne düşünceler vardı belki de. Ancak biz çoğu zaman dogmalarımızla, bize öğretilenlerle, kendi öğrendiklerimizle, kendi kendimize ördüğümüz duvarlarla, elalem ne derlerle ıskalıyoruz burnumuzun ucundaki fırsatları, korkuyor ve cesaret edemiyoruz harekete geçmeye , denenmemişi denemeye.

Hep ceviz kıracağı ile cevizi kırıyoruz, hep limon sıkacağı ile limonu sıkıp ağzımızı ekşitiyoruz. Oysa hayat bize yenilikleri sunmak için bekliyor,  çoğu zaman da bizden daha heyecanlı daha istekli bekliyor.  Yeter ki biz keşfetmek, denemek,yapmak için eyleme geçelim yeter ki biz bir adım atalım o bize onlarca adım atarak gelecektir.

Doğru bildiğimiz bir çok unsurun doğru olmadığını, değişmez sandığımız bir çok olgunun değişebildiğini hayat bize göstermiyor mu ? O zaman sorgulamaktan, denemekten, harekete geçmekten yılmayalım, sıkılmayalım, kendi kendimize duvarlar örmeyelim, sınırları zorlama cesaretimiz hiç eksilmesin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s