Karabük, Bartın, Kastamonu, Sinop Turu | Bölüm 1: Tur Felsefesi ve Safranbolu

25 yıllık kadim dostum, çocukluk arkadaşım ile birlikte 8 günlük bir gezi planladık. Planladık derken aslında bir güzergah belirledik. Hiçbir rezervasyon, ön kabul, kesin ziyaret edilecek yerler gibi bir liste yapmadık. Sebebi de şuydu bu tura çıkmadan önce gündelik problemleri, kafayı meşgul eden mevcut durumları tamamen geride bırakacaktık ve kendimizi kendimizle yarıştırmayacaktık. Seyahat esnasında adını net koyduğumuz insanın kendini kendi ile yarıştırma durumunu derinlemesine irdelememiz gerek. Bize faydasından çok sanki zararı var gibi duruyor büyük resimden tüm bir insan hayatına baktığımızda. Bu yarıştırmama fikri içimize tam olarak sinmişti, ruhumuz nereye gitmek isterse oraya gidecektik, nerede konaklamak istersek orada konaklayacaktık. Yüksek görev bilinci ile değil yüksek özgürlük içgüdüsü ile ilerleyecektik.

Bu yöntem her gezide her yerde uygulanamayabilir ancak hayatta bir kez olsun uygulanması gereken, herkese tavsiye edeceğim, muhteşem bir deneyim.  Gerçekten inanılmaz bir özgürlük hissi veriyor size, gittiğiniz her yerin tadına doyasıya varmanıza olanak sağlıyor.

Yola çıktığımızda mottolarımızdan bir diğeri de yerel tatları bulmak, yerel yemekleri yemek, yerel mekanlara gitmek, yerel insanlarla muhabbet etmek ve en nihayetinde tüm yerel güzelliklere mümkün mertebe en derinden temas etmekti.

Bu yazıyı okuyunca çok uzun olduğunu fark ettim ve bu sebeple bölümlere ayırmaya karar verdim. Bundan sonrasını bölüm bölüm ve bolca fotoğraf içererek şekilde paylaşacağım şimdiden uyarmak isterim.

Peki başlangıç rotamız neydi ? Ve biz gezimizi hangi rotaların üzerinden geçerek tamamlamıştık. İstanbul’dan yola çıkıp Safranbolu, Amasra, Gideros, Cide, İnebolu, Sinop, Gerze, Amasya, Çorum, Alacahöyük, Nevşehir, Ürgüp, Kapadokya, Konya yapıp sonra İstanbul’a dönecektik. Sonra farkına vardık ki google maps’e yazması bile zor olan bu rota için 8 gün değil 18 gün değil 28 gün bile ancak yetecekti.  Google haritalarda 10 dan fazla lokasyon seçilemiyormuş meğersem bunu da öğrenmiş oldum, o sebeple rotamız aşağıdaki gibiydi kabaca:

karadeniz gezi 1

Biz ise rotamızı aşağıdaki şekilde tamamladık.

karadeniz gezi 2

Gündoğumu ile birlikte İstanbul’dan yola çıktık, Karabük’e girişte İngiltere Sanayi devrimini anlatan kitaplarda okuduğumuz atmosferi anımsatan demir çelik fabrikasının bacaları karşıladı bizi. Biz bu etkilendiğimiz ama çok da hoşlanmadığımız manzarayı teğet geçtik. Akabinde tur felsefemize uygun güzergahta hoşumuza giden ilk kahverengi tabeladan girdik, kahverengi tabela avcısı olarak seyahat rehberlerinde, yazı bloglarında adı geçmeyen yerler daha çok cezbediyordu bizi. Hadrianapolis Antik Kenti, kilise,hamamı, necropolü ile gezilebilecek durumdaydı. Orada yaklaşık bir saatlik bir mola verdik hatta o sıcakta kazı yapan kazı ekibiyle de sohbet etme fırsatı yakaladık. Çok büyük bir alana yayılmış olan şehir eğer yeterli bütçe ayrılırsa bütün dünyada büyük ses getirecek ülkemizin sahip olduğu onlarca hazineden biri olacaktır şüphesiz.

Sonraki durağımız Safranbolu; evleri, sokakları, yemekleri ile bizi büyülemiş, tam anlamıyla beklentilerimizi karşılamıştı.Şehri birkaç kez dolaştıktan sonra Bucak Mencilis mağarasını da ziyaret etmeden şehirden ayrılmayalım dedik. Mağara tırmanılması zorlu basamaklardan sonra tüm serinliği ile sizi karşılıyordu. Özellikle yaz aylarındaki mağara ziyaretlerinin keyfinden yenilmiyor. Biz rehber eşliğindeki ilk 400 metreyi ziyaret ettik. Aksiyon sevenler daha önceden gerekli izinleri alıp ve rezervasyon yaptırdıktan sonra 6-8 saatlik 6 km lik büyük macera gezisine katılabiliyorlar. Aklımızın bi yerinde bu macera kaldı. Bu arada Tokatlı Kanyonu’na da uğramayı ihmal etmedik ancak bu kanyon beklentimizi karşılamadı açıkçası. Kent tarihi müzesini, bahçesindeki saat kulelerinin minyatürlerini ve oradan şehri izlemeyi sevdik.

Geriye dönüp baktığımızda Safranbolu Evleri, çarşısı, çarşı içerisindeki kafelerinde yudumladığımız soğuk içecekleri, pidelerin şahı dedikleri bükmesiyle hafızlarımızdaki ve gönüllerimizdeki yerini almış oldu. Karadeniz turumuzda deneyimlediğimiz tüm pideler birbirinden güzeldi açıkçası, yemek hususunda zaten İnebolu’daki balık faciası dışında hiç sürprizle karşılaşmamıştık. Lokuma gelince çarşı içerisindeki lokumculardan safranlı lokumları bolca tattık. Taze lokum bir başka lezzetli oluyor marjinal fayda bir türlü azalmadı gitti hatta lokum yedikçe yiyesimiz geldi. İstanbul’a yakınlığı otantik atmosferi, lokal lezzetleri ile 2 günlük hafta sonu kaçamağı için ideal bir seçim olacaktır. Hatta aklımızda kalan Mencilis mağarası macera turunu gerçekleştirmek ve sonrasında Amasra’da Mustafa Amca’nın yerinde balık yemek için tekrardan buraya 2 günlüğüne geleceğiz, söz verdik kendi kendimize.

Değerlendirme: 1 / 5.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s